Türkiye Üniversite Kulüpleri Eğitim ve Gençlik Dergisi

E-Posta :  Şifre :    GİRİŞ
 GİRİŞ
 ÜYE OL


PROFİLİM
Arkadaşlarım
Mesajlarım
PAYLAŞIM DUVARI
ÜNİVERSİTELER
HABER BAŞLIKLARI
Son Haberler
En Çok Okunanlar
VİDEOLAR
Son Videolar
En Çok İzlenenler
Video Ekle
TÜM YAZILAR
Sende Yazını Ekle
KULÜPLER
Kulüplerim
Kulüp Haberleri
En Etkin Kulüpler
Kulüp Ekle
ETKİNLİKLER
Etkinlik Duyuruları
Etkinlik Ekle
SON VİDEOLAR

USTA KALEMŞÖRLER tümü
SON KALEMŞÖRLER tümü
YERLEŞKE 2023'ten
TÜM YAZILAR
Sende Yazını Ekle

Takip Ettikleriniz
Giriş yapmalısınız!


Fotoğraflarla Yerleşke






ÇOMÜ Genç Girişimciler Topluluğu teknik gezi kapsamında Arama Kurtarma Derneği’ni ziyaret etti.
Araştırma | 13 Ocak 2011 | 382 Okunma


 
 
Türkiye’nin en büyük Gönüllü Sosyal Sorumluluk Projesi AKUT:
Vatan lafla değil, eylemle sevilir!..
 
 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Genç Girişimciler Topluluğu teknik gezi kapsamında Arama Kurtarma Derneği’ni ziyaret etti.
 
Gezi programına Yerleşke 2023 Dergisi ziyaretiyle başlayan topluluk öğrencileri buradan AKUT Başkanı Nasuh Mahruki’nin vereceği bilgilendirme semineri için, AKUT merkez binasına geçti.
 
Vatan lafla değil, eylemle sevilir sloganıyla ülkemizin en önemli gönüllü sosyal sorumluluk projelerinden birini yürüten Nasuh Mahruki ve özverili ekibinin içten karşılamasıyla başlayan etkinlik; Nasuh Mahruki’nin birçok konuda bilgilendirmelerde bulunduğu seminerle devam etti. İşte ülkesini gerçekten seven ve bunu yüzlerce eylemle göstermiş AKUT seminerinden
bölümler…
 
Genç Girişimcilik Kulübü : Bize AKUT’un kuruluş felsefesi’nden ve tarihçesinden bahsedebilir misiniz?
 
Sonuçta Türkiye 74 milyonluk bir aile ve bu ülkedeki her şey bizi doğrudan, birinci seviyede ilgilendiriyor. Yani bize coğrafi olarak uzak diye bakmıyoruz olaylara Türkiye’nin Karadenizi’dir, Doğu’sudur, Güneyi’dir, Ege’sidir, Akdenizi’dir diye yaklaşmıyoruz. Bu ülkedeki her yerle eşit şekilde ilgilenmeye gayret ediyoruz.
 
Bu projenin temelinde ülkeye karşı, insanlarına karşı  duyulan koşulsuz bağlılık, sevgi ve sorumluluk duygusu vardır. Bu proje sonuçta bir yurttaşlık sorumluluğu projesidir. Ülkemize sahip çıkma projesine  bir takım eksikleri, yanlışları, hatalı bulgularıyla öncelikle arama kurtarma alanında yola çıktık. Ama sonra başka alanlarda da birçok proje üretmeye başladık. Çünkü biz olayı şöyle değerlendiriyoruz. Sonuçta Türkiye 74 milyonluk bir aile ve bu ülkedeki her şey bizi doğrudan ve birinci seviyede ilgilendiriyor. Yani bize coğrafi olarak uzak diye bakmıyoruz olaylara Türkiye’nin Karadeniz’i, Doğu’su, Güney’i, Ege’si ,Akdeniz’i diye yaklaşmıyoruz. Bu ülkedeki her yerle eşit şekilde ilgilenmeye gayret ediyoruz.
 
Bu çerçevede oluşturduğumuz ekipler sayesinde de bulunduğumuz bölgelerde öncelikle arama kurtarma ve bu konular hakkında toplumu bilinçlendirme çalışmaları yapıyoruz. Ama onun yanı sırada sosyal sorumluluk projeleri de gerçekleştirmeye gayret ediyoruz. Çünkü toplum hayatı dediğimiz şey hakikaten ortaklık ve bu ortaklıkta bize göre herkese sorumluluk düşüyor. Herkes bir şeyler yapmalı.1999 depremi; çok iyi hatırlayacaksınız ki Türkiye’de her şeyin devletten beklendiği anlayışın, son noktasını gösterdi herkese. 1999 depreminden sonra, herkesin yurttaşlık sorumluluğuyla üzerine düşeni yapması gereken yeni bir dönem başladı. O dönemin sembolik öncüsü de AKUT oldu zaten. Yine bu depremde hatırlayacaksınız,  başbakanın bile neredeyse depremle ilgili haberleri tam olarak alması neredeyse 48 saat sonra oldu. Ne oldu? Ne kadar şiddette oldu? Ne kadar yıkım var, ne kadar problem var gibi soruların cevaplarını, 48 saat hükümet bile alamadı.
 
Bu beraberlik ve dayanışma herkesin her şeyi devletten bekleme dönemini bitirdi. Her yurttaşın üzerine düşen görevi yapması gereken bir dönemin başlangıcı oldu.


Ama o süreçte Türk Milleti inanılmaz bir dayanışma, inanılmaz bir birlik beraberlik ortaya koydu. Türkiye’nin dört bir yanından on binlerce gönüllü akın akın bölgeye geldi. Orada insanlar yardıma muhtaçtı, orada insanlar enkaz altında ölmek üzereydiler ve bizim bir şeyler yapmamız lazımdı. Enkaz altındakiler için arama kurtarma yapmak gerekiyordu. Enkaz altında kalmayan ama her şeyini kaybeden; 45 saniye içinde bütün hayatı boyunca yaptığı birikimi kaybeden insanlara da başka türlü destek vermek onların yanında olmak lazım düşüncesiyle, hakikaten bu ülkenin insanı olağanüstü bir dayanışma ve birlik beraberlik gösterdi. Zaten sosyal nitelikteki toplumumuzun bu birlik ve beraberliği Türkiye’yi artık başka bir boyuta çıkardı. Bu beraberlik ve dayanışma herkesin her şeyi devletten bekleme dönemini bitirdi. Her yurttaşın üzerine düşen görevi yapması gereken bir dönemin başlangıcı oldu.
 
Türkiye’de son 10 yıldır gördüğümüz sivil toplum örgütlerindeki, sivil insiyatif gruplarındaki, sosyal girişimcilik gruplarındaki hareketlilik 1999 depreminden sonra başladı ve başka birçok açılımlar yapıldı. Biz de AKUT olarak arama kurtarma takımı olarak başladık ama çok farklı yerlere geldik. Şu anda AKUT’un birçok özel spor aktivitesine katılan bir spor kulübü var mesela. Çocuk kayak takımımız, Türkiye ikincisi oldu geçen yıl. Bu takım bu sene Türkiye şampiyonluğuna oynuyor. Binamızın giriş kapısının sağında, herkesin dikkatini çekmiştir; kendimize ait bir yayınevimiz var. Kurtarma çalışmaları, alınması gereken önlemler gibi önemli konularda çok yanlış veya çok eksik bilgiler var. Kurduğumuz yayınevinde bu anlamda yararlı olacak kitaplar çıkarıyoruz. Çünkü şunun açık olarak farkındayız ki yanlış bilmek de hiç bilmemek kadar tehlikeli bir şey. Ya da eksik bilmek, hiç bilmemek kadar tehlikeli bir şey. Bir şeyi yarım olarak bildiğinizde, biliyormuş gibi davrandığınızda yine de tehdit unsuru oluşturabiliyor, çok yanlış sonuçlara yol açabiliyorsunuz. O yüzden doğru bilginin sürekli toplumla paylaşılması gerekiyor. Doğru bilgiyi olağanüstü bir değiştirme ve dönüştürme gücü vardır ama siz o doğru bilgiyi sunmadığınız zaman uyduruk, yanlış, yarım yamalak bilgiler ortalıkta dönüyor.
 
Bu anlamda ekip üyemiz Şenol, 2- 3 kez Akut’un tırlarıyla toplumu bilinçlendirme amacıyla Türkiye’yi dolaştı. Size çıkarken dağıtılacak olan kitapçıktan 1 milyon adet dağıttık bu çalışmalarda. Bu deprem öncesi ve deprem sonrasında ne yapılmalıyı, neyin yapılmamasını anlatan bir el kitabı. Bunları yaparak, bir kere bu eğitimi vererek tamam bu insanlar öğrendi diye kabul edemezsiniz. Eğitim olayı tam anlamıyla insanların duygularında, düşüncelerinde, davranışlarında değişikliğe yol açar ama bunu başarabilmek içinde sürekli ve düzenli tekrarlar gereklidir. Bu eğitimler için Türkiye’yi üç kez dolaştık.
 
Biz sonuçta bu ülkenin geleceğini yaşayacağız. Sizlerle hep birlikte ve şimdiden başlamamız gerekiyor ki geleceği düzgün şekilde inşa edebilelim. Geleceği bu günle şekillendirebiliyorsunuz yani bugünü boş verirseniz geleceği kaybedersiniz.
 
Bu sene de Ak Sigorta’yla Türkiye’yi dolaştık. Hala da dolaşmaya devam ediyoruz. Ve bunu sürekli yapmamız gerekiyor. Sadece bizim değil, Milli Eğitim Bakanlığı’nın da bir taraftan kendi kanallarıyla okullar üzerinde bu eğitimleri yapması lazım. İç İşleri Bakanlığı’nın da yine kendi elindeki unsurlarla, toplumun her kademesinde, her yurttaşa ulaşılacak şekilde; her yaş grubuna her meslek gurubuna ulaşacak şekilde bu bilgileri aktarması gerekiyor ki yarın öbür gün Türkiye’de Japonya gibi Amerika gibi afete dayanıklı bir toplum olabilsin. Ama afete dayanıklı bir toplum olabilmek o kadar kolay bir iş değil. Çok ciddi bir birikim ve bütün alt yapının, üst yapının buna göre tasarlanmış olması gerektiriyor. Yani bütün mevcut yapı stoklarımızın, bütün alt yapınızın, şehirdeki kanalizasyonlarından tutun da köprülerine, tünellerine, viyadüklerine kadar bütün doğalgaz sistemlerinin, elektrik sistemlerinin kaymakamlıkların, belediyelerin, valilik sistemlerinin itfaiye teşkilatının, hastanelerin, okulların aklınıza gelebilecek bütün unsurların afete dayanıklı bir şekilde tasarlanmış olması gerekiyor. Tüm yurttaşların, 74 milyonun tamamı bu yönde bilinçlendirilmiş ve eğitilmiş olmalı. Bu hakikaten kolay bir iş değil. Bir kez yaptık, eğitim verdikle olacak iş değil. Yıllar süren bir mücadele sonucunda, toplumun algılarındaki o zihin haritası dediğimiz şeyde, paradigmalarında, hayatı dünyayı algıladığı gözlüklerinde bu değişikliği yapmak gerekiyor ki bu kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlara yansıyan bir şey olabilsin. O yüzden biz kendi adımıza üzerimize düşeni yapıyoruz. Buradaki en temel sloganımız “geleceğimizi birlikte kurtaralım.” Biz sonuçta bu ülkenin geleceğini yaşayacağız. Sizlerle hep birlikte ve şimdiden başlamamız gerekiyor ki geleceği düzgün şekilde inşa edebilelim. Geleceği bu günle şekillendirebiliyorsunuz yani bugünü boş verirseniz geleceği kaybedersiniz. O yüzden biz bugünden bu çabaları gösteriyoruz.
 
Bu anlamda yine yangın ve ilk yardım eğitimiyle ilgili çalışmalarımız oldu.… Fabrikalardaki acil birim yönetim sistemleri gibi birçok konuda eğitimler, denetlemeler ve projeler üretiyoruz. Birçok büyük firmayla çalıştık. Mesela Türkiye’deki bütün çimento sektörünün, 44-45 tane fabrika var bu alanda; tamamının acil yönetim sistemlerini biz oluşturduk. Şişe Cam’ın acil yönetim sistemlerini, arama kurtarma yapılandırmalarını oluşturduk. Şu an Vodafone’la kurumsal süreklilik üzerine ortak bir çalışmamız var. Bir taraftan da burada elde ettiğimiz bilgi birikimini; ticaret odaları, sanayi odaları gibi bir ülkenin ekonomisinin lokomotifi olan alanlarda kullanmak istiyoruz. Hem onların bizim bilgi birikimlerimizden yararlanarak kazanmalarını sağlıyoruz hem de onlardan elde ettiğimiz gelirleri arama kurtarma faaliyetlerinde kullanılıyoruz. Sonuçta AKUT kar amacı güden bir yer değil. Bu kurumlar bir taraftan da aslında kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak bunu yapabiliyorlar. Bu eğitimi alabilecekleri belki Türkiye’de 5-6 tane daha yer var. Ama bu eğitimi bizden aldıkları takdirde buradaki gelir AKUT’a aktarılıyor. Kar ortakları ya da yönetim kurulu arasında bölüşülmüyor. Diğer şirketlerden böyle bir hizmet aldıklarında sonuçta o şirketin karına ekleniyor. Dediğim gibi bir taraftan bu gibi projeler üretiyoruz. Üniversitelerde öğrenci topluluklarımız var. Yine çok güzel ilerleyen Üniversite Akut Öğrenci Toplulukları projemiz var. Bunun forum sitesini de açmak üzereyiz oradan takip edebilirsiniz.
 
Ama önümüzdeki 10 yıl içerisinde bu dönüşüm oluşacak. Yani sizin okuldan ve benzeri okuldan çıkanlar yine bu sistemin ana yüzde 20-25’ni oluşturan lider kadroyu oluşturacaklar.
 
Genç Girişimcilik Kulübü : Aslında bizim üniversitemizde Afet Yönetimi diye bir bölüm var. Bu bölümlerle ilgili düşünceleriniz neler?
 
Ben zaten geçen hafta o bölüme konuşmaya geldim. Bana göre bu bölümler gerçekten Türkiye için atılmış doğru ve gerekli bir hamledir. Bu işin mekteplisi olmak, akademik eğitimden gelmek en önemlisi. Biz sonuçta arazide yetiştik. Dağlarda, doğada öğrendik bunu. Türkiye’de bu alanda ciddi bir boşluk olduğu için o boşluğu kendi gönüllü gücümüzle doldurduk. Ama bunun doğrusu sizin okuldaki gibi yetiştirilmektir. Bu konudaki özellikle AKOM’larda, dahili yönetim sistemlerinin merkezlerinde çalışmak anlamında esas sizden çıkanların oralarda oturması gerekiyor.
Bu çalışmaların dünyadaki örnekleri de böyle. Yüzde 20-25 profesyonel ve eğitimli kadrolar vardır. İşi bu olan, maaşını buradan alan ve bu alanda kendisini hem akademik olarak hem teorik olarak yetiştirmiş insanlardır bunlar. Geriye kalan yüzde 75-80’i gönüllüler oluşturur. Türkiye’deki model, böyle bir alt yapı olmadığı için yüzde yüz gönüllülük üzerinden oluştu, onu da biz oluşturduk. Ama önümüzdeki 10 yıl içerisinde bu dönüşüm oluşacak. Yani sizin okuldan ve benzeri okuldan çıkanlar yine bu sistemin ana yüzde 20-25’ni oluşturan lider kadroyu oluşturacaklar. Bizim temsil ettiğimiz o gönül gücü de diğer %80 i oluşturacak. Bu değişim tahmin ediyorum 10 yıl içerisinde yapılır. Kendi doğal sürecinde yapılır. Ama dediğim gibi böyle bir boşluk varken o boşluğu bizim doldurmamız gerekiyor. Bir 10 sene daha idare edebiliriz ama sizin bir yerden sonra o kurumun yönetimine geçmeniz gerekecek.
 
Genç Girişimcilik Kulübü : 1999 depreminde çok kayıp verdik. Şu an veya 2011’de yine aynı şey olsa halkımız ne kadar bilinçli? Önceki depremden farklı olarak neler yaşanır?
 
Nasuh Mahruki: Buradaki sorun toplumun bilinçlendirilmesinden öte binaların yapı stoklarının eksik olması ama 2 yıl sonra binalarla ilgili korkumuz kalmayacak.İstanbul’daki 1.200 konutun yüzde 80’i kaçak, en az %60’nın da ne şekilde yapıldığı belli değil. Yani bir depreme dayanacağı belli değil. Ve mevcut yapı stokları hala hiç değiştirilmedi. İnsanlar yıkılma tehlikesi çok yüksek olan binalarda yaşıyorlar. Kentsel dönüşüm projesi yapılıyor ama kentsel dönüşüm bu şekilde yapılamaz ki. Havaalanına giderken görüyoruz, kentte boş kalmış yerler dev dev bloklar yapılıyor ve bunun adı kentsel dönüşüm oluyor. 40-50 yıllık eski binaların yerine yenilerini yapacaksın ki kentsel dönüşüm olsun.
Henüz bu habere yorum yapılmadı.
Mies’ten Kariyer Günlerine Farklı Bir Bakış Açısı:
Mies’ten Kariyer Günlerine Farklı Bir Bakış Açısı: ‘İNSAN KAYNAKLARI FAALİYETLERİNE YÖN VERENLER ZİR..
Ağrı’da Eğitime Gönül Vermiş Bir Topluluk
Ağrı’da Eğitime Gönül Vermiş Bir Topluluk; Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Genç Eğitimciler Kulübü..
Akut: Vatan Lafla Değil, Eylemle Sevilir!..
ÇOMÜ Genç Girişimciler Topluluğu teknik gezi kapsamında Arama Kurtarma Derneği’ni ziyaret etti...
E-DERGİ SON SAYI

TÜM SAYILAR
SON EKLENEN HABERLER