Batılı Avicenna adıyla şöhrete ulaşan İbni Sinâ, Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin hükümdarı olarak Tıp dünyasında kabul edilmiştir.
Ünlü Türk bilgini İbni Sina, Farabi'nin ölümünden otuz yıl sonra, 980 yılılnda bugünkü Özbekistan sınırları içerisindeki Buhara’da dünyaya gelmiştir. Bütün Ortaçağ Avrupa'sında, felsefenin temel taşlarından birisi olarak kabul edilen İbni Sina’nın eserleri batı dillerine çevrilmiş, “Avicenna” ismi ile ün kazanmıştır.
Çocukluğundan itibaren, çevresini hayrete düşüren bir zekâ ve hafıza örneği gösteren İbni Sina, küçük yaşta çağının bütün ilimlerini öğrenmiştir. Henüz 16 yaşında, bugünkü adıyla pratik hekimlik yapmış olan bilgin; on sekiz yaşındayken matematik, mantık ve astronomi ile ilgili ileri düzeyde bilgiye sahiptir. İbni Sina’ın eserleri Latince’ye ve Almanca’ya çevrilmiş; tıp, kimya ve felsefe alanlarında Avrupa’ya ışık vermiştir.
Buhara emiri Nuh İbni Mansur’u ağır bir hastalıktan kurtarmasıyla saray hekimi olan İbni Sina, birçok eserin bulunduğu saray kütüphanesinde önemli birçok çalışma yapmıştır. Nuh İbni Mansur’un ölümüyle birlikte Harzem’e gitmiştir. Çalışkanlığıyla zamanın büyük değeri Biruni’nin dikkatini çeken İbni Sina, yirmi yaşındayken Biruni’nin yanına kabul edilmiş ve birlikte çalışmalar yapmıştır. İbni Sina’nın, büyük bilginle olan yakınlığı ve kendisine verilen değer kıskançlıklara sebep olmuş, Harzem’de kalamayacak duruma gelmiştir.
Mikroskobun henüz bulunmadığı bir devirde, eserlerinde mikrobun varlığından bahsetmiştir.
İbni Sînâ, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında gözle görülmeyen bir takım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen varlıklardan eserlerinde sık sık bahsetmiştir. Mikroskobun henüz bulunmadığı bir devirde böyle bir yargıya varabilmesi çok ilginçtir.
Matematik, astronomi, geometri alanlarında geniş araştırmaları bulunan bilginin başta tıp ve felsefe olmak üzere kimya, fizik, metafizik, ekonomi gibi daha birçok alanda eserleri bulunmaktadır.
700 Yıl Boyunca Tıp Alanında Kaynak Eser: Kanûn Fi’t –Tıb
İbn-i Sina’nın asıl büyüklüğü doktorluğundadır. Şifâ adındaki 18 ciltlik ansiklopedisi, ismine rağmen tıptan çok matematik, fizik, metafizik, teoloji, ekonomi, siyaset ve musiki konularını içine alır. Onun tıp şaheseri, kısaca Kanûn diye bilinen el-Kanûn Fi’t-Tıb adlı büyük kitabıdır. Fizyoloji, tedavi ve farmakoloji konularından oluşan bu eser incelendiğinde İbn-i Sina’nın bugünkü tıpta bile geçerli olan pek çok ileri görüşünün bulunduğu görülmektedir. Son derece doğru bilgiler içeren bu eser sayesinde doğu ve batı hekimliğine kelimenin tam anlamıyla 700 yıl hükmetmiştir.
Necât ve İşârât adlı kitapları ve Aristo’nun felsefesini anlatan yirmi ciltlik Kitâbü’l-İnsâf’ı başta gelen diğer eserleridir. Bu çalışmaları ve etkileriyle İbni Sina Doğu ve Batı kültürünü geliştiren büyük bilginlerden biri olmuştur.
Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Düşünce ve anlayış bakımından İbn-i Sina, Farabî ile İmam Gazâlî arasında bir köprü vazifesi görür. Yunan felsefesini İslâm ilmi olan Kelâm ile, yâni Tanrı bilgisiyle ilişkilendirerek anlatan İbni Sina sayesinde Farabî'nin kurduğu temel Gazâli'nin yorumuyla gelişmiştir.
Bugün hala Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki Türk doktorun duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbni Sina ve er-Razi’ye aittir.
Aristo metafiziğini inceleyen bilgin, defalarca okuduğu halde bir türlü bu konuyu tam olarak kavrayamamış; bir gün Buhara çarşısında gezerken görmüş olduğu Farabi’ye ait, Aristo metafiziği üzerine çalışmayı tavsiye üzerine almış ve çözemediği birçok konuyu kolayca anlamıştır.
İbni Sina'nın eserleri on ikinci yüzyılda Latinceye cevrilmiştir. Bu eserlerinden biri olan “Metafizik”, Aristo'nun Metafiziğinden yarım asır önce tanınmış, Aristo Metafiziğinin son iki kitabı çok daha sonra, hatta “Şifa'nın” tercümesinden bir asır sonra Batı'ya ulaşmıştır.
İbni Sina’nın Kanûn adlı eseri aynı şekilde 12.yüzyılda Latince’ye çevrilmiş ve batı tıp dünyasında bir patlama etkisi yapmıştır. Roma’nın Galen’i de, Er Razi de ulaştıkları tahtlarından indirilmiş ve çağın Fransa’sının en meşhur tıp fakülteleri olan Montpellier ve Lauvain Üniversiteleri’nin temel kitabı Kanûn olmuştur. Durum17.yüzyılın ortalarına kadar böyle devam etmiş ve İbni Sina, 700 yıl boyunca Avrupa’nın tıp hocası olmuştur. Altı yüzyıl önce Paris Tıp Fakültesi Kütüphanesi’nde bulunan 9 ana kitabın en başında İbni Sina’nın Kanûn’u yer almıştır.
Bugün hala Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri St. Germain Bulvarı yanındaki büyük konferans salonunda toplandıklarında iki Türk doktorun duvara asılı büyük boy portresiyle karşılaşırlar. Bu iki portre, İbni Sina ve er-Razi’ye aittir.
Batıda Avicenna diye şöhrete ulaşan İbni Sinâ, Hâkim-i Tıb, yani hekimlerin hükümdarı olarak kabul edilmiştir. Büyük bilgin kimya alanında da çalışmalar yapmış ve önemli keşiflerde bulunmuştur. Ünlü kimyacı Marcelin Berthelot, kimya ilminin bugünkü hale gelmesinde İbni Sina’nın büyük yardımı olduğunu söyler.
İbni Sina, gerek Doğu gerekse Batı filozoflarını etkilemiştir. Gazali, özellikle ruh anlayışında ondan etkilenmiş; İbn Sina'nın deneyci yanı Gazali'yi kuşkuculuk anlayışına götürmüştür. Tanrıbilimci filozof Albertus Magnus, İbn Sina'nın “Varlık Doktrini”nde özellikle düşünce ve akıl güçleri konusundaki düşüncelerinden yararlanmıştır. Yine St.Thomas, İbni Sina’nın felsefesinden etkilenmiştir.
İbni Sina “Bilgi Teorisiyle”, St.Augustin'in bir tür gelişmesini sunmuş, Fransisken ekolünde derin etkiler bırakmıştır. Auvergne'li Guillaume, Robert Grosseteste, Hales'li Alexandra, Jean De La Rochelle ve Saint Bonaventura bu etkileri görebileceğimiz diğer düşünürlerdir.
Yaşadığı çağa ve sonraki yüzyıllara damgasını vuran İbni Sina, 1037 tarihinde Hemedan’da vafaat etmiştir.