Biliyorum ordasın… Sahi sen kimsin?
Yaşamasına yaşıyorum, konuşmasına konuşuyorum da anlatamıyorum seni kendime… Bir demet gülüşünle, muhafazakâr bakışlarınla kurdun darağacımı… Ve çektin ipimi… Ama ben hiç yakınmadım çünkü ölmekten korkmuyordum… Ölümü öldürmek değil miydi zaten benim işim? Lütfen bana öyle bakma! Daha çok ölüyorum…
Öyle sıcak öyle içten bir gülümseme… İstersen bahar deriz istersen yaz bu mevsime, ne denizler geçeceğiz… Fırtınalı hikâyelerin zarif ecesi, seviyorum seni… Dalıp gidiyorum gülüşlerine, dağıldım aşkların orta yerinde, rüya dumanı gibi… Vaktim olmasa da aşka dair sözcükler söylemeye ama baktım ki benim küçük odam mutluluk seslerinden epey uzaktı… Fark ettim… Mutluluk! Bu sen misin?
Ateş basıyor kalemimi... Gözlerimde sıcak iklimlerin buğusu… Nerede kesişir hayallerim gerçekle, işte o vakit adsız gülüşlerin konuyor gözümün önüne… Gelip dayanıyor kapıma… Kabul ediyorum, aşk masalındayım ve bütün renklerimi açıyorum bu gece… Bütün sokaklarım sana çıkıyor… Ve kabul ediyorum, deliriyorum… Her şey senin için bir tanem…



























