Kelebek sabah rüzgarına saldı kendini
Yorgun kanatlarında saklı
geleceğiyle
Bakındı etrafına henüz açmıştı gözlerini dünyaya
Özlemle
bir arkadaş aradı, yalnız kalamazdı
Güneşe döndü yüzünü kanatlarını
olabildiğince açtı
Kırılan güneş ışınlarına o kırılmadı
Nadide
pelerini açılıp kapandıkça
Güneş her renkten sürdü kanatlarına...
İçten ve doğal gülüşünde açıldı güller
Usulca yaklaştı yanına boynu
bükük karanfilin
Taze, körpe vücudunun titreşimi, görkemli bir baleyi
andırıyordu
Tuttu nefesini, Daldı dalgın durgun düşlerle karanfilin
dünyasına.
Karanfil gözlerini kapattı ve tekrar açtığında
Kelebek
onun boynu büküklüğünü almış ona gülümsüyordu
Uçtu uçtu uçtu kelebek en
uzağa uçtu
Onun içindeki mutluluğun sebebi bir umutlu düştü.
Renkler, kanatlarının yanında adeta anlamsızlaştı
Ona verilecek en
güzel hediye bir beyaz zambaktı
Son nedir bilmezdi tüm doğa onun içindi
Doğayı öyle bir kucaklardı ki; sanki tüm düşler doğa içindi
Gördüğü
manzara ne doğaydı ne insan
Zaten ne anlatabilirdi ne de görebilirdi bunu
insan
Diğerlerinden farklıyd;ı dağ, ova, bayır değildi derdi
O hep
kulağına fısıldayan rüzgarın sesini dinlerdi
Yorulmak nedir bilmedi
küçücük kanatları tek varlığıydı
Zambağın anlattıklarıysa onun dinlediği en
güzel anıydı
Onun yuvası; bazen küçük bir kızın odası
Bazen ne
olduğunu bile bilmediği kerpiç tavan arası