Can Dündar'ın MUSTAFA'sı Üzerine!.. Modern Lawresler!
Eklenme : 17.04.2011 20:02:43 - Okunma : 252
MODERN LAWRENSLER!
Elbette
kimseyi yargılama hakkımız yok. Çünkü kimse anne ve babasını seçmedi.
Kimse nerede doğacağına da karar vermedi. Bir insana ‘Sen niye
böylesin?’ demek, ‘Sen niye şu anne ve babadan doğdun, niye şu sosyal
çevrede büyüdün?’demek gibi bir şeydir. Üç tip insan vardır ki; Cahil: Bilmeyen Aptal: Anlamayan Ahmak:
Anlamadığını anlamayan. Bu tiplerden en yorucusu ahmaklardır.
Anlamadığını anlamadığı için haklıcılık oynar. Anlamadığını anladığınız
birine de, ‘Sen niye anlamıyorsun?’diye sormak anlamsızdır.
Konumuz bu üç tip insanla ilgili değil. Bir
de maskeliler var. Bunlar bilinçlidir ve amaçları vardır. Bu maskelerin
arkasını görmek ve uyanık kalmak hepimizin görevidir.
Bir film yapıyorlar. İzliyorsunuz, sonuç da birkaç resim kalıyor (oluşturuluyor!) zihninizde. Karanlıktan korkan… Din düşmanı… İçki ve kadın düşkünü… Yalnız… Bir
uzman yaptığı bir işin sonucunu elbette görür. Her işin bir amacı
vardır. Oluşturulan sonuç bu amaca hizmet eder. Böylece OLUŞAN SONUÇ,
AMACIN KENDİSİ OLUR.
Türkiye Cumhuriyeti öncesi… Osmanlı, yedi
cepheden vurulmuş, ‘Hasta Adam’ diye adlandırılan bir ceset…
Vatanseverler bile Sevr dayatmasıyla, kalan nüfusumuzun yok olmaması
için, İç Anadolu’ya sıkışmış bir yerde yaşayabilmeyi düşünüyor, tek
çarenin mandacılık olduğunu söyleyebiliyor.
Ve ‘Yaradan’ın,
yüzyılda bir gönderdiği cesur bir yürek çıkıyor. ‘Ya İstiklal Ya
Ölüm!’diyor. Böylece çölden bir hayat çıkıyor. Kısaca, bu Vatan
medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavardan izin alınarak kurtarılmadı;
kurulmadı… Bu vatan ‘Hey on beşli on beşli’ türküleriyle, anaların
vatana kurban olsun diye başına kına yakıp gönderdikleri evlatların
canlarıyla kuruldu.‘Giden gelmiyor, acep nedendir!...’ ağıtlarıyla al
bayrak dalgalandı. Bizi boğmak isteyenler amaçlarından vazgeçmedi.
Artık kendilerini gizlemeye bile gerek duymuyorlar. Haritalar(!)
yayınlıyorlar. Osmanlıyı parçalarken oynadıkları tiyatrolar yeni sürüm
senaryolarla devam ediyor. Şimdiki moda, ülkesine iftira atan, küfreden
okur-bozar’lara uluslararası ödüller vermek, onur konuğu yapmak.
Ülkesini kurtaran büyük lideri, gerçek kahramanları ise dört cepheden
ÖZGÜR DÜŞÜNCE(!) adına saldırıp gözden düşürmek…
Bir zamanlar,
özellikle İngiltere’de, fizik olarak bize benzeyen yüzlerce ajan, din
adamı olarak yetiştirildi. Bu ajanlar Osmanlı coğrafyasına yayıldı.
Bazıları yerli kadınlarla evlendiler. Çocukları oldu. Halktan ayırt
etmek artık imkânsızdı. Ayrılıkçı unsurlar çıkarmak için mezhepler,
tarikatlar türetildi. Onlardan biri, Kur’an okuyup amin diyerek elini
yüzüne sürdüğünde, eline önceden sürdüğü fosforun yüzde bıraktığı
parıldamayla ‘Şeyhimin yüzüne nur indi.’! diyen cahilleri etkiledi. En
ünlüsü Lawrens’ti, yatsı namazlarında Kur’an okumaya başlarken
‘Bismillahirrahmanirrahim’ dediğinde sakalına nur inmesiyle ünlüydü!. Bu
nurun inişi, bir bataryanın, ince kablolarla sakalının aralarına
gizlediği ampulleri yakmasından başka bir şey değildi!. Şeyh’inin
kendisini kurtaracağına inandırılmış cahil halk, ‘Bir emriniz var mı
şeyhim?’ diye yıllarca sordu. Şeyh tevazu ile ‘… Allah’ın rızasından
başka ne emrim olabilir!..’ diye yıllarca aynı cevabı verdi. Bir gün
aynı soruyu soran halka ‘..Allah için zalim Osmanlı’yı Arabistan
topraklarından atma zamanı geldi!...’ deyip kutsal toprakları bekleyen,
altı yüz yıl boyunca haçlı seferlerine nehirler gibi kan akıtan
askerlerimizin karnını yarıp altın arattılar. Analar, gidenin dönmediği
yemen türkülerini ağıt olarak bunun üzerine söyledi. Bunların ajan
olduğunu söyleyen gerçek din alimlerini ise cahil halk linç etti. Kerkük,
Musul bizim toraklarımızdı. Aynı şekilde ‘Din elden gidiyor!’
naralarıyla Doğuda isyan çıkarıp petrol bölgelerini de bizden çaldılar.
Okuma
yazma oranı İstiklal Harbi öncesi sadece binde altı idi. Büyük Önder,
insanların anlamını bilip yaşamaları için indirilen Kur’an’ı
hurafelerden arındırmak, anlaşılmasını sağlamak için, kendi cebinden
parasını verip, Elmalılı Hamdi Yazır’a tefsirini yaptırdı. İman ölçen bir aletiniz varsa söyleyin bizde dindarlık ve/veya din düşmanlığını ölçelim. İngiliz
casuslarının kurduğu vahabilik mezhebinin gereği, mezarlıklar üstüne
bile beş on yıldızlı otel dikenler, Kutsal toprakları korumak için
yapılmış tarihi Ecyad Kalesi’ni yerle bir edip gökdelen yapanlar, bir
zamanlar peygamberin kabrini de yıkma kararı almışlardı. Atatürk sever
olarak, Atatürk uzmanı olarak (!) çevirmek istediğiniz film için
çektiğiniz filmde(!), din düşmanı göstermek istediğiniz İNSAN
ATATÜRK’ün, bir telgrafla ‘´HAZRETİ MUHAMMED´in mezarının yıkılacağını
derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete ASLA DOKUNAMAZSINIZ. Bir
tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim.’
demesini takiyye sayarak mı, din düşmanı olduğu bilgisine vardınız? İman
ölçmeye kalkan, kendilerinin kurtulduğu garantiymiş gibi, başkalarını
cehenneme atma yetkisiyle konuşan yobazların henüz görmediğimiz iman
ölçer aleti sizde de var mı? En çok merak ettiğim, sizler O’na dinsiz diye saldıranlarla akraba mısınız?! 'Türk
Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar
olmalıdır! demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam,
öyle inanıyorum.’’ diyen Atatürk’ü din düşmanı gibi göstermekteki
amacınız nedir?! Günümüzün modern kıyafetli Lawrens’leri, ‘Laiklik
dinsizliktir!’ diyen cahillere çanak tutanlar, söyleyin sizler akraba
mısınız?! Ülkemizin bütünlüğüne dil uzatanlara, ikinci Sevr
haritalarını yayınlayanlara karşı, al bayrağı alıp bir araya gelen
milyonlara ‘Biz çocuklarımızı Kur’an kursuna değil, baleye göndermek
istiyoruz!..’ diye seslenerek laiklik maskesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni
savunur gözüküp bu milleti modern giyimli Lawrens’lerin avı haline
getirenler, söyleyin lütfen; SİZLER AKRABA MISINIZ?!
Çevresini
kuşatıp yanlış tedaviyle canına kıyanlar, ölümünün arkasından
resimlerini devlet dairelerinden indiren, paralardan silen, kurduğu uçak
fabrikalarını kapatıp parçalarını Akdeniz’e attıran, canını seve seve
vereceğini söylediği milletinin gözünden düşürmek için, onun adı ve
maskesiyle bu milletin değerleriyle alay edenler; Söyleyin: SİZ DİN
MASKELİ MODERN LAWRENS’lerin AKRABASI MISINIZ?!
Siz bu milleti
tanımıyorsunuz. Bu millet aldatılır. AMA BU MİLLET İHANET ETMEZ… Bir
gün yine anlayacaksınız. Taksim’de Rock müzik dinleyen mini etekli Ayşe
ile Erzurumlu, Diyarbakırlı Ayşe’ye, anneleri Nene Hatun’u, Erkek
Halime’yi, Onbaşı Nezahat’ı, Kılavuz Hatice’yi, Kara Fatma ve daha
binlerce isimsiz kahramanı ne yapsanız da unutturamayacağınızı… Ne
yapsanız da birbirlerine düşman edemeyeceğinizi anlayacaksınız. Tek
evladını şehit veren anaların, VATAN SAĞOLSUN deyişini
yıkamayacaksınız. O evlatların vatan savunmasında tek bir adı var:
MEHMETÇİK… Mehmet ve Ayşe’lerin genlerinde kayıtlı olan asaletin,
KARANLIKLARA ve KARANLIKTAN BESLENENLERE galip geleceğini göreceksiniz… Yatılı okulda ışığa alışık uyumadım ben! Bu alışkanlığı olanlara(!) sen kendinde olan ismi koyabilirsin. İtiraf
ediyorum. Ben de karanlıktan korkarım. Düşmanlık yapandan korkmam. Ama
maskelerin arkasında gizlediğiniz KARANLIKTAN KORKARIM. Orada sevgi yok,
dürüstlük yok, erdemler yok. İtici gelir bana. Ondan korkarım.
İnanın
kimseye kızmıyorum. Çünkü hepimiz aynı varlıktan geldik. Kötüler de
iyiler de yeni var olmadı. Adem’den bu yana var. Yarın da var olacak. Herkes
görevini yapacak. Lawrens’ler, onların modernleri, uzmanlar ve ustalar
görevlerini yapacak. Cahiller ve ahmaklar da senaryoda figüranlık
görevini yapacak…
Yerleşke2023’ün güneşleri de görevini yapacak… Karanlık, ışığın olmadığı yerdir. Sen ışık ol, onlar ışıkta zaten yoktur. Bir kurtarıcı bekleme! ‘O birisi benim’! diyerek kendinden başla ve ‘O birisi benim’! diyen milyonları oluştur.
‘O birisi benim!’ diyenden, ‘o birisi benim!’ diyene; SENDEN SANA selam olsun!