Dünya'nın her yerinde insanlık dramları yaşanıyor. İnsanlık, bir belirsizlik tablosu ile karşı karşıya! Ve bu belirsizlik tablosunu şekillendirecek ressamlar bekleniyor!
Kaosu yaratan ve oluşan belisizlikleri istedikleri gibi şekillendiren tasarımcı ustalarını(!) iyi tanımak gerek!..
Beş maymun hikâyesini anlatacağım size… Bu
bir sosyal psikoloji deneyidir. Bunun idrak edilmesine çok, ama çok
ihtiyacımız var. Bu tip deneyler, kendisini dünyanın efendisi, diğer
insanları ise kendisine hizmet etmek üzere yaratılmış ikinci sınıf
varlık olarak gören, egemenliklerini korumak için insanları kitle
iletişim araçlarıyla robot haline getirip, birbirine düşüren, savaşlar
çıkarıp kitlesel katliamlar yapan, ekonomik krizler çıkarıp insanları
perişan eden insanlık düşmanlarının, insanlar üzerinde uyguladıkları
senaryolara ilham kaynağıdır.
Deneye geçelim. Beş maymunu bir kafese koyuyorlar. Ortada bir merdiven var. Ve merdivenin ucunda ise asılı muzlar…
Muzu
almak için maymunlar teşebbüse geçiyor. Ancak; merdiveni tırmanırken
daha muza ulaşmadan buzlu su ile cezalandırılıyorlar. Maymunlar her
teşebbüse geçtiklerinde aynı şekilde şokla karşılaşıyorlar. Ve hedefe
ulaşma çabalarının yerini korku alıyor. Bir süre sonra artık maymunlar
öğreniyorlar korkuyu!. Muzlar asılı durduğu halde hedefe ulaşma çabaları
ortadan kalkıyor.
İlginçlik asıl bundan sonra başlıyor!.
Soğuk
su ile şoklanarak korku öğretilen maymunlardan birini dışarı çıkartıp,
henüz öğrenilmiş korkuları olmayan yeni bir maymunu içeri alıyorlar.
Yeni maymun muza yönelince, bu davranışın yanlış olduğunu verilen
cezayla inanç haline getirmiş maymunlar, yeni maymunu engelleyip aşağı
çekiyor, dayak atıyorlar.
Öğrenilmiş korku içindeki
maymunlardan birini daha dışarı çıkarıp, yerine dışarıdan
cezalalandırılmamış başka bir maymunu içeri alıyorlar. Bu yeni maymun da
muzu elde etmeye yöneliyor doğal olarak!
İşte burası çok
ilginç!.. Yeni maymunu engelleme işi, artık soğuk su ile
cezalandırılarak korku öğretilmiş maymunlara kalmıyor!. En büyük dayağı
biraz önce dayak yiyerek cezalandırılmış maymun atıyor. Soğuk su ile
cezalandırılmış maymunlar sırayla dışarı çıkartılıp, yenileri içeri
alınıyor. Her yeni gelene, aynı şekilde dayak yemiş maymunlar dayak
atıyor ve engelliyorlar. Sonuçta kafeste soğuk su ile cezalandırılan
maymunlar kalmıyor. Ama artık onlara ihtiyaç da kalmıyor!. Öğrenilmiş
korkuyu dayak yiyerek davranış haline getiren maymunlar, yeni gelenleri
alaşağı ediyor…
Ülkemizde olup bitenlere, sadece bu deneyi dikkate alarak bakalım!.
İftiracılar
özür kampanyaları düzenliyorlar. Tabii ki bunu, soykırım senaristleri
bir plan çerçevesinde, ellerindeki bol aktörlü, görüntülü, yazılı
Mandrakenin hipnoz araçlarını kullanarak çok bilinçli kampanyalarla
uyguluyorlar!. Sonra içimizdeki bu senaristler, özgürlük ve insancıllık maskeleriyle(!) zehirlerini akıtıyorlar.
Aldattıkları sazanlarla birlikte, “hepimiz bilmem neyiz, ayrıca özür diliyoruz!” grupları türüyor!.
Ardından
doğal olarak ''reddediyoruz!'' grupları!.. Ve senaristler aradan
çekiliyor. Çünkü, bir avuç olan bu yılanlara artık iş kalmıyor. Doğruyu
söylemeye çalışan aklı selim namuslu insanlara ise daha ağzını açmadan
bu ırkçılar tarafından ''…bak ırkçılık yapıyoo…'' diye görüntülü ve
sesli Mandrake aletleriyle(!) saldırıyorlar. Öyle bir gürültü ki bu,
bütün ülkede yankılanıyor! Başka bir sese de yer kalmıyor.(İnanın
sayıları, sazanları çıkarırsanız 70 milyon nüfuslu Türkiye'de bin
rakamını bulmaz!.)
Ülkesini, değerlerini savunan insanlar ise, bu
insani değerlere planlı bir şekilde dayak atıldığı, değerler
savunulamaz hale getirilmiş olduğu için siniyor, sessiz kalıyor.
Bu
noktada iftiracılara arsızlığın sınırı kalmamıştır artık!. Başroldeki
figüranlara, yazar okunmaz iftiracılara uluslararası ödüller
verilmiştir! Onur konuğu yapılmıştır! Her gün bu senaristler sazanlara
alkışlatılıp, bu alkışlar “hokus pokus”cu Mandrake aletleriyle, başına
aydın kelimesi ilave edilmiş isimleri topluma zikredilir. Bağırtıları
ise, yurdun her köşesinden güçlü şekilde duyurulmaktadır! Hani “arlı
arından utanır, arsız benden korktu der!” misali bir de hayali
düşmanlarının üzerinde tepinir dururlar!.
Kimsin? Kim adına ve kimden özür diliyorsun?!
Benim yüz binlere varan belgelerimi boş ver! SEN ŞUNA BİR AÇIKLIK GETİR BAKALIM!
Ermenistan'da 1923'te başbakanlık görevine gelen Kaçaznuni'nin açıklamalarına!..
Aynı
yıl Bükreş'te Ermeni meselesinin ele alındığı Taşnak Parti
Konferansı'nda söylediklerine bir açıklık getir. Bu konferansa katılan
SSCB ve Avrupalı delegasyonun huzurunda Kaçaznuni, bak neler söyledi:
(Gerçi sen bunları adın gibi biliyorsun. Sadece bu soruyu soranların
insancıl dilinden anlamıyorsun!.)
Kaçaznuni, buradaki
konuşmasında: 'İtilaf devletleri bizi hep Anadolu'da bir Ermenistan
hayaliyle kandırdı. Bu boş hayale kapılarak Taşnak çeteleri kurup, 7
cephede savaşan Osmanlı ordularına silah ve mühimmat götüren birliklere
saldırdık. 1914 sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan
birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde ve
enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Sadece
birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi hem bu
birliklerin kurulmasına hem de Türkiye'ye karşı gerçekleştirdikleri
askerî operasyonlara aktif biçimde katıldı. Türklere karşı
ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık. Artık hepimiz Türklerin
düşmanı olan İtilaf devletlerinin, kampındaydık. Türkiye'den 'denizden
denize Ermenistan' talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını
Türkiye'ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve
Amerika'ya resmî çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz
sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık.'
1915 yaz ve sonbahar
döneminde, Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler
ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını
gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun
olanıydı…
Sana yüz bin örnek yazayım. Ama yine anlamazsın sen Türkçeden!
Bir
gün dini afyon gibi kullanıp Lawrens oluyorsun! Bir gün dilindeki
görünmez iman ölçer(!) aletlerle başkalarının imanını ölçmeye
kalkıyorsun. Bir gün ilerici, özgürlükçü söylemlerle, Cumhuriyetçi
maskesine bürünüp, bu değerlerin arkasına saklanıp, arkasına saklandığın
değerleri yıkmak için, düşmanlarının bile saygı duyduğu, sonraki 100
yıla taşan Türk Büyüğünü, sarhoş, din düşmanı, karanlıktan korkan biri
halinde gösteriyorsun! Sazanların, sponsorların ve onun paralı askerleri
var seni alkışlayan!
Sen Anadolu'da belgelerle kayıtlı 520.000
den fazla savunmasız Türk'ü, ve yine kandırmaya çalıştığın Türk'ün
özbeöz kardeşi Kürd'ü, koyun boğazlar gibi boğazladın. Kadınları
kazıklara geçirdin, çocukları yaktın!. Buraya yazılamayacakları yaptın.
Hem de en zayıf anımızda! O Osmanlı seni yok etmedi yine. Aldı bir
toprağından bir başka toprağına yerleştirdi. Korudu seni, arada günahsız
olanlar vardır diye. Selçuklu, Bizans'ın zulmünden de korumuştu seni.
Avrupa'nın zulmünden İspanyadaki Musevileri de korumuştu bugün senin
iftira attıkların. Hem iftira atıp, hem onlarmış gibi, onlar adına
kimden özür diliyorsun?! Çelişkiye bak! Sazanlar hariç, maskenin
arkasındaki seni kimse tanımayacak sanıyorsun!
Sen
konsoloslarımızı öldürürken, senin iftiralarından utanıp Taksimde çok
sevdiği Atatürk'ün anıtı önünde kendini yakan Ermeni vatandaşımız Artin
Penik'in ölmeden önceki son sözlerini, yazdığı mektubu da biliyorsun!.
Şimdi
küresel zulümcülerinle birlikte ''soykırım olmamıştır!'' diyenleri
bile cezalandıran kanunlar çıkardınız ya! Yirmi bir ülkenin
parlamentosundan geçirdiniz ya! İşte sana vicdanının sesiyle konuşan
iki suçlu! Kurduğunuz insan hakları mahkemeleri dahil hepsini harekete
geçir, hem Ermenistan Başbakanını, hem de Artin Hanik'i soykırımı
inkardan mahkum et!.. İftirana sadık ol! İDDİANA SAHİP ÇIK!.
Amerikalı
tarihçi Justin Mc Carty 'yi de soykırım iftiran gereği, İnterpol'ü
devreye sokarak yakalat… “ Sizi baskı altında tutup, 'Özür dileyin
kapansın bu yara ' diyeceklerdir. Sakın oyuna gelmeyin. Rahatınız için
bencillik ederseniz atalarınıza iftira etmiş olursunuz. Çünkü onlar
böyle bir suç işlemediler.” diyor.
Dün Ermeni'yi maşa yaptın!. İftiralarınla aynı konuya yeni senaryolar yazdın!..
Ve
şimdi Mandrake araçlarınla, tasarım ustası(!) uzantılarınla azınlıklar
yaratıp, istediğin tabloyu tamamlamak peşindesin!. Ne tesadüf ki(!)
başkalaştırmaya çalıştıkların, kimliklerini binlerce yıllık Türk müzik
aleti saz ile, Türkü ile ifade ediyorlar. Bu öz kardeşleri, birbirini
dayaklayan maymunlar deneyindeki gibi düşman etmeyi ne yazık ki
başaramayacaksın!.. Savunmasız masum insanları nasıl özgürleştirdiğini
vicdanlar söylüyor! Sağırlar değil akıl duyuyor! Körler değil, akıl
görüyor. Tarih ise akılsız ve vicdansızların tekerrür eden sonunu
yazmaktan usanmadı!
Bugün bile birlikte yaşadığımız Ermeniye,
Yunana geçmişten dolayı hakaret eden TÜRK bulamazsın! Türk Milleti
öylesine asil bir millet işte!
Senin amacın, insanlar, halklar bir birine dayak atarken(!) her ne ile besleniyorsan, onunla beslenmek!!! Ama öğrenme güçlüğün olsa da bilmelisin; Tarih
Tekerrür Etmekten Yorulmaz!
Tarihe bak! Alman tarihçi Noumark diyor ki; 'Tarihten Türk'ü çıkarırsanız tarih kalmaz!'