KADINLAR VE SEÇİMLER-DEVLETİ BİLEN HATUN
Aklın yolunu bilip, bilgi ve iyi niyetin evreninde doğrularla yolunu yeniden çizebilenlere dair…..
Kadın eski çağlardan günümüze Türk toplumunun yaşantısının her zaman temel direği olmuş, varlığı önemsenmiş,baş tacı edilmiş ve yaşamın her türlü kesitinde yöneten yönlendiren söz sahibi ana varlık oluşunu ifade yeteneğini gösterebilmiştir.Buna dair tarihi bilgiler nakledilerek günümüze değin canlı mesajlarını yeni yetişen nesillere vermiştir.Örneğin ;
Rivayet edilir ki; Cengiz Han hanlarını etrafında topladığı vakitlerden bir vakitte yanında oturan hatununu işaret ederek; Ben ki Cengiz Han sizlerin hanıyım,bu da benim hanımdır, der.
Bu söz hanım kelimesinin Eski Türklerde kadına verilerek bugünlere değin yaşatılan bir söz, bir sıfat olduğuna işaret etmekle sınırlı kalmayıp kadının yönetimde nasıl baş tacı edildiğine dair önemli bir belgedir. Kadın için kullanılan “Devleti bilen hatun” ifadesinin kullanılmış olması ya da uluslar arası meselelerde kadının da görüşlerinin alınması ve yazışmalarda kadının da mührünün bulunması zorunluluğu ve hatta kadının mührünün olmadığı belgelerin şüpheli ya da geçersiz sayılması yalnızca yönetimde değil değer olarak da toplumda kadının ağırlığının ne denli yüksek olduğunun işaretidir.
Kadını ulusal coğrafyalarına göre değil de kimlik ve statü olarak genel bakışla düşünürsek geçmişten günümüze toplumların aldığı zaman yolculuğunda sosyal değişimlere göre coğrafi, siyasi ya da ekonomik dev dönüşümler yaşanırken kadının sosyal statüsü de çağa ve olaylara göre kimi zaman daha iyi kimi zaman da daha gerilemeler şeklinde olmuştur.
Geçenlerde okuduğum bir yazı ÇEK Cumhuriyetinin SEDELİK şehrinde Müslümanların kemiklerinden yapılan bir kilisenin varlığından ve Haçlı güçlerin ikmalleri sırasında erzaksız kalınca Müslümanların etlerini yediklerinden ve hatta çocuk etine göre farklı tarif büyük etine göre ise farklı tarifler yarattıklarından bahsediyordu Raşit Erer in yazmış olduğu “Türklere Karşı Haçlı Seferleri adlı kitapta Haçlı seferleri esnasında bu savaşlarda sergilenen vahşetler üzerine anlatılan buna benzer olaylar bugünün zihniyeti içinde akıllara durgunluk veren imkansız ötesi olaylarmış hissini verse de kadın üzerine araştırma yaptığım yıllarda okumuş olduğum kaynakların bir çoğunda bahsedilen “Kampçı izleyicileri”(Kampçı Kadınlar)” bir insanın akıl almaz zillet noktalara düşebilecek kadar onur namus ve varlık olarak aşağılanabileceğinin abidevi belgesi gibi tarih sayfalarında durmaktadır.
Batının kadın konusunda akıl-ı selim yoluna çıkmadan önce geçtiği sert virajları anlayabilmek için biraz bu Kampçı Kadınlardan bahsedelim;
Haçlı askerleri, derebeyleri ve yönetim sahiplerinin Türklere karşı hem zafer kazanıp hem de telef ederek bir taşla iki kuş vurmak niyetiyle toplamayı başardıkları çapulcu, eşkıya, kana susamış katillerden oluşmakta idi.Bu adamlar daha yürüyüşe başladıkları ilk Hıristiyan köylerinden itibaren tüm gittikleri yollardaki köy kadınlarına sarkmaya ve tecavüzlere başlamışlardı.Avrupa Kiliselerinin önde gelenleri bu duruma bir formül olarak Kampçı Kadınları türettiler. Avignon şehri başta tüm şehirlere Perpignan kaşifleri Haçlılara hizmetin kutsal bir vazife olduğunu ve bundan kaçınmanın büyük günah olduğunu anlattılar ve sonuç olarak at sırtında dört yüz, yaya sekiz yüz kadın bu adamlara kamp çadırlarını kurmak yemeklerini yapmak dikişlerini sökülenlerini dikmek ve tecavüz duygularını bastırmak konusunda hizmet etmek üzere toplatıldılar.Bu kadınlar haçlı savaşları esnasında her türlü zillete şahit olup bunları yaşayıp döndükten sonra Avrupa da kiliselerin açmış olduğu derebeylere ve kardinallere dev vergilerin ödendiği genelevlerde sermaye olarak kullanıldılar,daha sonra Kastilya kralı 9ncu Alphonso ve 9ncu Louis tarafından kırbaçlatılma,Garonne nehrine sarkıtılarak boğma,yüzlerini kızgın demirle dağlama,kulaklarını kesme ve vücutlarını meşale alevinde yakma gibi cezalarla yok edilmişlerdi.(Bkz.Özlem Akşit Kuşcan Antikçağdan günümüze Kadının Öyküsü sf 113-Kadın Gözüyle Batı Avrupa da Fahişeliğin Tarihi Jess Wells sf 38)
Bizler Batıda kadının devleti bilen hatun olma yolundaki yolculuğunun ne kadar zor çetin ve karanlık yollardan düzlüklere kavuştuğunu ve kamp izleyicisi adı altında mal gibi kullanıldıklarını bilmeyiz de yüzümüzü batıda doğru dönüp iç geçirerek keşke bizim kadınlarımız da batılı kadın gibi söz sahibi olabilse diyerek kompleks yaparız . Batılı kadın bugünlerine büyük bedeller ödeyerek kavuşmuştur.
Oysa Türk kadını devleti bilen hatun olma yolundaki adımlarını batıdaki kadına göre daha hızlı yürümüş Cumhuriyet döneminde 1933 lerde Avrupa daki bir çok ülkeden çok daha evvel ve daha fazla sayıda kadın ya parlamenter olarak ya da siyasi kuruluşlar içinde yerlerini almışlardır .
Ancak esefle söylemek lazımdır ki çoğu Türk kadının devleti bilme macerası mehteran takımı gibi iki ileri bir geri konumda zikzaklar içerisinde varlığını ve etkinliğini hissettirmede gri bir tablo çizmektedir . Bunu belli bir süreçte İslamı doğru yorumlayamamaktan ve İslam adına yorum yapan tarikatların verdiği hükümlere dayalı sosyal yaşam formları geliştirmeye bağlı görmek yanlış olmayacaktır.Bir diğer gözlemim de Türk kadınımızın toplumsal,üretken bir biz olma dilini iyi anlayarak güçlü bir aktivist olamayışı ve alışageldiği rahatını uyku halini bozmayışıdır.
Ancak geçmişteki her güçlü yapılanmanın içinde kadın rolünü iyi görebilen bazı akıllı yöneticiler çağdaş Türkiye nin son seçimlerinde zaferin yine kadınlar yoluyla kazanılabileceğini gördüler ve yatırımlarını en çok kadın üzerinden yürüttüler. Çünkü Türk toplumunun güncel kelimelerinin arasına küf kokulu mantarlar gibi “saçı uzun ,aklı kısa” ya da “kadının sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” gibi küçültücü nerden hangi kültürden bize girdiği belli olmayan olumsuz ifadeler olsa da aslında kadın Türk insanın en saygıya eş değer gördüğü varlığıdır.Üstelik üretimin ,işbirliğinin olduğu her yerde en arı gibi çalışkan örgütleyici aktif güç kadınlardır.
Çünkü kadın bir amaca inandığı vakit inandırır,daha tutkuyla şevkle sarılır ve sebatkarlığı ile işin sonunu getirmeden peşini bırakmaz.
Bu gerçekten yola çıkarak bu seçimlerde ülkemiz hemen her partinin en alt düzeyinden en üst düzeyine kadar her kesiminde kadın eşbaşkanları yani devleti bilen hatunları gördü.
Devleti bilen hatunlar ev ev dolaşarak gerçekleştirecekleri programları anlattılar ,kermesler ve bilinçlendirme toplantıları yaptılar,gönüllü hizmetler verdiler,insanların kendi partilerine olan inançlarını sağlamlaştırdılar tıpkı Ahi Evran Teşkilatının yan çalışma kolu Baciyan-ı Rum daki onlarca Fatma Bacı nın Selçuklunun ekonomik iktisadi ve askeri hayatına önemli katkılarda bulunması gibi bulundukları yerlerde canla başla partilerini yukarıya doğru taşıdılar.Çalışmaları ve hissettirdikleri varlıkları o kadar güçlü idi ki Türkiye de belki de kadının saygın kimliğinin yeniden tanımlanması için belirgin bir netlikte duruş sağladılar.Kadınlar bu seçimlerde her yerde idiler.Bunu da şüphesiz ki yine özündeki iç aynasına doğru dönüp bakarak orada kendinin eş gücü olduğunu gören,aslında kadının başlı başına esaslı potansiyel bir güç olduğunu fark eden bilinç düzeyi yüksek erkeklerimiz ile sağladılar ve ülkemiz iç ve dış kamuoyuna kadın -erkek bütünleşmesine dair çok güzel bir tablo oluşturdu.
Sağlanan bu yüksek bilincin ışığında artık Türk toplumu kadınının toplumu geliştirip daha güçlü ve temiz nesillerin yetiştirilmesi, bilgi ve değerlerin yüceltilmesi yolunda geri dönülmesi istenmeyen adımlarına devam edecek ve kadınını ana olarak lider olarak başına tac ettikçe sosyal dinamikleri ve kalkınma enerjisi yüksek Dünya Liderliğine ve batıya örnek bir Türkiye pırıl pırıl ortaya çıkacaktır.Işık bilgili erdemli kadınların elinde yine Anadolu dan yükselecektir.