Toplumunun kaderini yetişen gençlerin temiz ruhluluğunu ve güzelliğini koruma sorumluluğunda göremeyen kutsal değerlerini kaybetmiş Medya Kartellerine dair….
Genç ve çocuk psikolojisi ve Türkiye deki” Değer Eğitimi” alanında saygın ve değerli bir isim olan Dr. Erdal Atabek bir konferansında anne babalığımızı sorguluyor.Ev içinde oluşturduğumuz model anne babalığın çocuklarımız üzerindeki yansımalarını katılımcıların kendilerine maddeler halinde sıralattırıyor . Anne baba kimdir sorusuna verilen cevaplar aşağı yukarı şöyle çıkıyor:
-Verici olandır,anne baba hep verir,istemeden verir.
-Koruyucudur
-Fedakardır
-Sahiplenicidir
-Yüklenendir.
Ortaya çıkan madde manzarası belki de Türkiye deki genel anne baba tipleriyle benzeştiği için konuşmacıyı şaşırtmıyor ve bu maddeleri gerçekleyen anne babaların çocuklarının da düşünce profilini sorgulatıyor.Çıkan sonuçlar tamamen bizim çocuklarımızı yansıtıyor;
-Alıcı,
-Aşırı korunan
-Ben merkezci sadece kendi isteklerini ve hedeflerini düşünen,
-Sahiplenilmeye alıştığı için hayatın kendisine aşama aşama getirdiği tüm sorumluluklar ve yüklere karşı güvensiz ve altından kalkma bilincinden yoksun,
-Başlıca sorumlulukları yerine getirildiği ve ona ait işler bile anne baba tarafından yüklenildiği için hayatın kendisinden beklediği görevlere karşı uzak ve isteksiz gözlerle bakan ve pasif kalmayı tercih eden…
Maalesef bilerek ya da bilmeyerek çocuklarımızı biz ülke sorumluluklarından kaçan bireyler olarak yetiştiriyor,onların bitmez tükenmez isteklerini saçımızı süpürge edip yemedik yedirdik içmedik içirdik psikolojisi altında veriyor ve buna karşılık onlardan tek isteğimizin vatana hayırlı yetişmeleri olduğunu söylediğimiz halde anlaşılamamaktan ve bu çocukların gençlerin bozulmalarından yakınıyoruz.
Dr.Erdal Atabek 19 yaşında kendisine araba alınmadığı için psikolojik depresyona girerek gelen genç hastasından bahsediyor ve dürtü kontrolü ya da diğer deyişle hazzı konrol etme eğitiminin mutlaka çocuklara verilmesi gerektiğini söylüyor.
Peki nedir bu “Dürtü Kontrol” eğitimi?
Deney şöyle : Bir uzman bir grup çocuğun önüne bir tabak çikolata koyuyor ve eğer bu çikolatayı beş dakika bekledikten sonra yerlerse onlara bir tane daha çikolata verileceği eğer on beş dakika sonra uzman dönünceye dek beklerlerse daha büyük ödül bir çikolata verileceği söyleniyor ve çikolata dolu tabak masa üzerinde bırakılıp çıkılıyor.Çocuklardan bir kaçı uzman gider gitmez hemen tabaktan çikolata alıp yiyorlar.Bir kısmı beş dakika daha bekliyor ve uzman gelerek birer çikolata daha veriyor bu gruba.Grup içinde birkaç çocuksa on beş dakika sabır göstererek ödül çikolatayı bekliyor ve uzmandan en güzel olanı alıyorlar.
Dr .Erdal Atabek e göre dürtü kontrolünü iyi başarabilen bu çocukların akademik hayatlarında da çok başarılı oldukları isteklerini sabırla erteleyemeyen çocuklarınsa akademik ve özel hayatlarında başarısız sorumsuz ve doyumsuz gençlere dönüştüklerini ifade ediyor. Ve anne babalara muhakkak evde çocukların verici olmalarının sağlanması ve sorumluluklar vermekten korkulmaması gerektiğinin altını çizerek hayır diyebilmenin önemi üzerinde duruyor ve hayır diyememenin bizim kültürümüzün en önemli belası olduğunu gençlere arkadaşlarının yanlış tekliflerine karşı hayır diyebilme öğretisinin verilmesini vurguluyor.Ve bilhassa ev içinde daha çocuk yaşta gence anne babasının hal hatırını anlaması ve sorması öğretilmelidir çocuklar da anne babalarının durumlarını bilerek yaşamalıdır ,bir tarafın sürekli verici bir tarafın ise sürekli alıcı olması sağlıksız ve onur kırıcı bir ilişki biçimidir gençler de verici olmayı bilmelidir diyor. Evet bu haklı sözler maalesef günümüz modern anne babalarının unuttuğu basit ama altın eğitim kuralları.
Çocuklarımızı çok seviyoruz ve yüceltiyoruz.Oysa onları pamuklara sararak devamlı vererek koruyarak iyilik etmiyoruz.Çocuklarımıza kapitalizmin en başlıca üç unsurundan biri olan tüketimi biz empoze ediyoruz.Onları onlarla geçirebileceğimiz uygun boş zamanlarımızda açık doğa alanlarına ,düşünce ve sorumluluklarını geliştirebilecekleri bilim sanat ya da tarih müzelerine değil ,alışveriş merkezlerine götürüyoruz.
Reklam dünyasının sunduğu rengarenk boyalı seçenekler içerisinde çocuğumuzun dürtü kontrolünü kaybetmesi kaçınılmaz tabii ki.Ve biz yemedik yedirdik psikolojisiyle devamlı Kapitalist dünyanın pompaladığı her şeyi evimize sokmaya çalışıyoruz.Alamayan anne babalar çocuklarına yeterli imkan sunamama yanılsaması içinde ezikliğe düşüp bunalım yaşıyorlar..
Ve bu tesiri iyi yakalayıp çok iyi bilen Reklam sektörü etik olarak tam bir sınır tanımazlık içinde büyük bir gücün sahibi olarak toplumları yönlendiriyor ve idare ediyor.
Reklam tüm topluma dördüncü kuvvet denen Medya kanalıyla ulaşıyor.Bu sektöre dördüncü kuvvet denilmesinin sebebi ise Kamuoyu oluşturma ve toplumu bilinçlendirme görevi nedeniyle yasama ,yürütme ve yargıdan sonra dördüncü kuvvet oluşu.
Bu gücün toplum üzerinde yanlış kullanılmasına yol açan kitleleri doğru bilgilendirme görevini yapamayan bir Medya ve reklam sektörü bir çok ülkenin de Ulusal güvenlik sorunu olarak algılanmakta.Bunun sebebi Medyanın İletişim ve bilişim sektörlerini yanına alarak hem kâr oranı yüksek dev bir kartel ,hem de hükümetleri devirebilecek bir siyasi güce sahip oluşu ve insanların direk bilinçaltına yönelik çalışmasıdır.
Medya ve reklam dünyasının tüketim toplumları üzerindeki etkileri hem etik hem de ulusal güvenlik sorunudur.Çünkü savaşlar artık modern dünyada toplumların beyinlerinin içinde yapılmakta ve özellikle büyüme çağından başlayarak sistem içinde sistemi değiştirecek beyinlerin bizzat kendisi olan çocukların ve gençlerin beyinleri içindeki teslimiyet ve dönüşüm iradesi sağlanarak kazanılmaktadır.
Daha açık bir ifadeyle tam olarak çocuklara ve gençlere yapılan insan eğitiminde çok önemli rolü olan dürtü kontrolü dediğimiz bu hazzı ve iradeyi frenleme kendisini kontrol altında tutabilme yetisini yok etmek veya daha çocuk yaşta geliştiremeden yönlendirme altına sokmaktır .Dr.Erdal Atabek in ifadesine göre çocuklar enerji artırıcı içeceklerden başlayıp da bir çok renkli boyalı maddelerle dolu içeceklerin reklam bombar dumanıyla en değerli besinleri olan suyu içmeyi unutur hale gelmişler cep telefonu markalarıyla yatıp kalkar ve “Benim babam Toyota gibi adam” sloganı atan reklamların tesirinde neredeyse babalarını bile araba markalarıyla kıyaslatan reklamlar yüzünden anne babalarının değerlerini alım güçleriyle ölçer hale gelmişlerdir.
Reklamların en önemli işlevi satışı artırmak için düş gücünün sınırlarını zorlamaktır bu doğru ama etik sınırları zorlaması ne derece kabul edilebilir?Reklamlarda zekanın tüm ince esprileri ortaya dökülürken toplumun temel dinamiği olan” kadın “ ın özellikle saygın kimliğini yok edici bir üslupla çerez reklamlarında bir atımlık olarak çağrıştırıcı mesajlarla veya buna benzer şekillerde yansıtılması topluma ceza verir gibi bir reklamdır.Türk toplumu temelde anaerkil bir toplumdur .Ana kelimesini ön kelime olarak bu kadar sıklıkta kullanan bir toplum yoktur ve tarih boyunca da kadına bu kadar temel otorite ve güç veren bir toplum daha olmamıştır.Çocukları ve gençleri yetiştiren de anne olduğuna göre toplumda ve reklamlarda kadın unsuru çok önemli bir meseledir.Bugün kadının değerli algılanışı geçmişe göre kıyasla daha maddesel ve bedenseldir.Kadın erotizmi çağrıştıran her mesaj içerisinde başrolde kullanılıyor ve şimdilerde artık eskiden RTÜK(Radyo Televizyon Üst Kurulu) tarafından engellenen çok şey de engelsiz olarak evlerin içine girer oldu.Bir öğretmen olarak çocuklar ve gençlerden çok rahat duyabildiğim ifadeler hala biz büyüklerin eğitimcilerin yüzlerini kızartacak rahatlıkta ve çok rahat edep yoksulu eli yüzü açık değil dökülen reklam esprileri yapılması toplumun geneline yayılmış durumda.
Kadın kadar tüketimin çarklarını çeviren bir diğer ana unsur da çocuklardır.Ve her tür reklam çocukların daha çok ve daha farklı tüketim talebini güçlendirecek biçimde tasarlanmaktadır.Ve bu çarkları çevirenler acımasız yüzüyle toplumumuz içindeki alım gücü bulunmayan aileler üzerindeki yıkıcı etkiyi ölçme sorumluluğunu bile önemsememektedir.
Tüm dünyada aynı zihniyetle ortaya konulanlara toplumlar sınırlamalar ve tedbirler getirmektedirler.
Örneğin Fransa’da aydınların,sendikaların,üniversitelerin ve demokratik kitle örgütlerinin katkısıyla Medyayı takip ve hatalarının teşhiri için ”Medya Gözlem Evi” kurulmuştur. Ancak bizim ülkemiz gibi kontrolün gizli ellerce yürütüldüğü geleceğe yönelik toplum yapısının sağlamlığını artırıcı ayakları üzerine basan bir eğitim politikası ortada yoktur. Meydan bu kadar kapitalist kartellerin etki ajanlığına bırakıldığı içindir ki gençlerin önüne hedef olarak daha çok tüketim yapabilmek konulmaktadır.Peki bu toplumun gençlerinde istediği hedef ve reklam sloganı ne olmalıdır ?İşte size bir formül:
Türk genci
1) Öncelikle toplumu için gerçekten iyi olan şeyi samimiyetle dilemelidir
2) Bunun için düşünceler geliştirmeli ve
3) Bunları bilinçli duygulara dönüştürmeli
4) Bu duygularla mutlaka çerçevesi akılla zekayla işlenmiş davranışlar oluşturmalı
5) Ve davranışları kalıcı bir yaşam biçimi oluşturacak alışkanlıklara dönüşmeli
6) Ve bunu karakteri olarak toplumunda kendi kimliği şeklinde yaşamalı
7) Karakter insanın kaderini de ortaya çıkaracağı için
TÜRK gençlerİ toplumun kaderini kendi karakterleriyle belirleyeceklerdir.
kADER =SONUÇ DEMEK OLDUĞUNA GÖRE BU VATANIN KADERİ =ELDE EDECEĞİ TÜM SONUÇLAR ÇOCUKLARINA VE GENÇLERİNE KAZANDIRDIĞI KARAKTER SAYESİNDE OLACAKTIR.