BİLGİ EN BÜYÜK DEVLETTİR
Bilginin en üst düzeye eriştiği çağı yaşıyoruz.Nanoteknoloji denilince çağın en yüksek bilimsel bilgi düzeyi akla gelmektedir.Genel anlamıyla” Yaklaşık atom boyutlarında yapıların ticarî bir amaca hizmet edecek şekilde düzenlenmesi”şeklinde tarif edilebilecek olan nanoteknoloji bugün dünyanın en önemli gündemidir.Çünkü nanobilim ve nanoteknolojiyle uğraşan toplumlar kendi bilgi düzeylerini artırarak ileri teknolojiyi kendi ükelerinde uygulayarak millî birliklerini koruyabilecek ,güç ve ayakta kalmaktan sözedebileceklerdir.
Nanobilim ,çağımız insanına daha iyi yapılmış,uzun süre dayanan,daha güvenli ve akıllı ürünlerle tıptan tarıma,fizik ,kimya,biyoloji ve mühendislikten, endüstri,uzay,ilaç,elektronik ve savaş endüstrisi alanlarına kadar geniş yelpazede yenilikler ve değişiklikler vaat etmektedir.
İnsan vücudunda dolaşarak kanser hücrelerini yayılmadan bulup yok eden bir mini cihaz yahut çelikten daha hafif ama ondan 10 kat daha güçlü materyaller ya da askerlerin fanila gibi kurşungeçirmez giysilerle donatılması insan yaşantısını ne kadar ötelere götürebilecek ya da savaş kavramlarını değiştirecek nanoteknolojik yeniliklerdir.
Bu yeniliklere ve modern yaşam teknolojilerine ,bilgi ve bilime değer verip üzerinde çaba gösteren toplumlar sahip olabilecekler, bilgi ve bilimsel düşünceden uzak yaşayan toplumlar ise üretim maliyeti 10YTL yi geçmeyen kalp damarlarına takılan bir stent için (bir tabire göre) 7 ton meyve ihraç ederek maliyeti karşılamak zorunda kalacaklardır. Yani minimum çapta ürünler için yüksek bedeller ödeyeceklerdir.Diğer yandan stratejik öneme sahip savunmadan sağlık ürünlerine kadar geniş yelpazede birçok ürüne Küba,Kuzey Kore ,İran gibi bazı ülkelere uygulanan uluslararası ambargolar gibi bazı politik çıkmazlar yüzünden bir takım tehdit ve sıkıştırma amaçlı yaptırımlar uygulanır da ulaşamazlarsa,dışarıdan alamadıkları bu ürünler yüzünden önemli sıkıntılar içinde bocalayan bağımlı topluluklar olacaklardır.Özellikle Türkiye gibi stratejik önemi yüksek bir ülkede nanoteknolojinin bu açıdan da çok büyük bir hayatî önemi vardır..Çünkü Türkiye devamlı üzerinde teoriler üretilen , sancılı bir coğrafyada sürekli mercek altında tutulan, derin siyasî ve ekonomik açmazlara sürüklenen,üzerinden çıkarlar yürütülen bir ülkedir.Bundan dolayıdır ki Türkiye’nin yüksek bilgi teknolojilerine sahip olması bu coğrafyadaki devamlılığı açısından zarurîdir.
Bilgi ekonomisinin yüksek gücünün farkında olan ülkeler bu işlerin yatırımlarına büyük maliyetler ayırmaktadırlar. Başta ABD bu konuya ilgi gösteren ülkeler arasında birinci sırada yer almakta,daha sonra Japonya,Avrupa Birliği ve İsrail gelmektedir.
Avrupa Birliği’nin nanoteknoloji ve farklı üretim tekniklerine 3,5 milyar Euro ayırdığı bilinmektedir.Bu miktar AB’nin 4.ncü alan olarak ayırdığı en büyük para kaynağıdır..Nanoteknolojiler Daire Başkanı Renzo Tomellini 2014 yılına dek yürürlükte kalacak olan 7nci Çerçeve Programıyla bilgi ekonomisine yönelik tüm projeleri destekleyeceklerini söylüyor.
Bilgi ekonomisine dönüşmek için Türkiye şu an bu konuda emekleme aşamasında .Ankara’da kurulan Nanoteknoloji Enstitüsü için 25 milyon YTL harcanarak merkezde toplam 62 laboratuar oluşturulmuş.Nanobilim üzerine dünyaca yapılan yayımlarda İsrail % 41 ile önde giderken,Türkiye %1 lik paya sahip.Ancak bu konu üzerinde çalışmakta olan Bilkent Üniversitesi’ndeki birkaç bilim adamımızın fedakarca çalışmaları her türlü takdire değer.
Bugün günümüzde bilgi ekonomisinin dev çarklarını çevirecek olan dinamo gücü GENÇLERDİR.
Gençler içinde yaşadığımız kaynak mücadelesi ve alan arayışları gösteren günümüzün kaotik dünyasında rekabetin tavan yaptığı modern çağın hızlı yaşam gereklerine cevap verecek, mücadele ve ülke olarak ayakta kalma gücüne reçeteler üretecek en önemli STRATEJİK GÜÇTÜR.
Birleşmiş Milletler raporuna göre Türkiye’de 15-24 yaş arasındaki toplam 12 milyonluk genç nüfusun %40 ının işsiz ve bilgiden uzak yaşadığı ifade edilmektedir.
Türkiye yakın tarihi içinde bilgi toplumu olma yolunda ilerleyişinde maalesef önemli kan kaybetmiş ve sekteye uğramıştır.Çok dinamik,etkin ve ülkemizi bugün daha demokratik düzeye getirebilecek ,daha pek çok atılımları gerçekleştirmiş olabileceği kuvvetle muhtemel kuşaklarını bir takım siyasî çekişmeler ve çatışmalar içinde ve daha sonraki süreçlerde yanlış eğitim politikalarıyla kaybetmiş,genç kuşaklar yorgunluğa düşürülmüş ve gençliğin dinamik gücü pasifize edilmiştir.
Son zamanlarda ülkemizde bilginin değeri neredeyse artık hiç tartışılmaz hale geldi.Dünyadaki medyatik popüler kültür rüzgarlarıyla dalga dalga kah internet,kah tv programlarıyla taşınan hızlı tüketim zihniyeti bilen,okuyan,tahsil gören insana değer veren toplumumuzun da zihniyeti üzerinde zehir etkisi yapmaya başladı.Bilgi ve kültür yarışmaları ilgi çekicilik ve reyting açısından gerilere düşmüş durumlarda.Yarışma programı kuşağı içerisinde ilgi ve rağbet görenler ise insanın sırlara merak duyma ve bunları kullanarak zengin olma hırsını temel alarak “pozitif enerji”,”şans getiren bilezik”,tılsımlı oyuncak”,”kutudaki para miktarına etki edebilecek anahtarlık”gibi entipüften batıl unsurlarla bezeli yarışmalardır.Bu yarışmalarla yapılan toplum mühendisliği çalışmaları sonucu toplumda bilgi gerekmeden,emeksiz asıl hedefe dönüşmüş bulunan paraya ulaşma anlayışı ve kolaycılık toplum gençlerini gün geçtikçe sarıyor.Emekle alınteriyle elde edilmeyen paralar için genç insanlar gözyaşlarıyla kendilerini adeta paralıyor.Oralarda birlik bütünlük içinde olma bir insan için ortak olarak üzülme ve coşkulanma havası şov olarak pazarlanıyor ve gençlerin içindeki kıpır kıpır coşkuları olumlu fikirsel platformlara,üretici alanlara değil,hazırcılığa materyalistik(maddeci) yaşam biçimine dönük biçimde dantel gibi işleniyor.Biliyor musunuz ki sayısal lotoya insanlarımızın haftalık yatırdığı para ortalama 5-6 milyon ytl dir
Yakın geçmişe bakıldığında 68’li kuşaklardaki okuma ,dünyayı ve ülkedeki sorunları algılama,yargılama isteği ve tartışma hevesi ,daha sonraki birkaç kuşak da daha devam eden belli bir gazetenin devamlı okuru olma,koltuk altında gazete taşıma,tartışma platformlarına etkin biçimde katılma bilinci,her evde bir kitaplık sahibi olma eğilimi hatta bu kitapların zenginliğince kendini zengin hissetme tutkusu maalesef bilgiden okumaktan gitgide uzaklaşan toplumumuzda yerini paranın getirdiği imkan ve ihtiyaçlara bıraktıkça bilginin vaat ettiği güzelliklerden ve getireceği güçten toplum beslenemez oldu. Okuyan,ve bilginin gerçeğine ulaşan toplumun bilinçliliğini ve uyanıklığını kaybetti.Bugün Türk toplumu daha kolay manipüle edilebilir konumdadır.
Bilimsel okuma,araştırmacı okuma,tepkisel okuma gibi insana belirli dinamikler veren insanın analiz yapma, düşündüğünü üretime geçirme ve yeni fikirlerin mimarisini ortaya çıkarma yetenekleri okuma ve bilgiye ulaşma eğilimlerinin düşmesiyle körelmektedir,hızlı ,tam tüketici,hisleri ve düşünceleri kolay yönetilebilir ve yönlendirilebilir bir topluma doğru gidiş kötüdür.
Neticenin kolay çatışabilir, kavgalı ve kör bilince sahip ,ayrışan , kolonileşen ve çözülen bir topluma dönüşme şeklinde olmaması için sadece devlet eliyle gerçekleşecek tedbirleri bekleyerek “Nerde Devlet,gelsin yapsın!” zihniyetiyle durağanlığa girilmemelidir.
İvedilikle tüm toplum genelinde önde gelen kamu kurum ve kuruluşlarının ya da özel sektörün gençlerin yalnızca öğretimlerini ele alan çalışmalar değil ,eğitimlerini de temel alan belirgin etkinlikler yapması isabetli olacaktır.Bunları yaparken de bakış tarzı tamamen milÎ ve Atatürkçü düşünüş çerçevesinde olmalı,parasal ve tanıtım amaçlı çıkarlar gözetilmemelidir
Yerel yönetimler gençliğin bilim ve bilgiyle buluşabileceği ,görsel ve teknolojik olarak zenginliğe sahip bazı alanlarda gençliğin çalışması için imkanlar yaratmalıdır .
Devlet eliyle oluşturulacak ve denetlenecek tamamen gençliğe yönelik bir yayım kuruluşu,tüm yurt çapında gençliğe ulaştırılabilecek bir bilgi internet ağı ve gençlerin demokratik katılımını sağlayan bazı düşünce platformları aktif olarak gençleri içine dahil etmeyi başarmalıdır
.Burda en önemli husus devlet millî devlet olma sorumluluğu ve bilinci taşımalıdır.
Günümüz nanobilim ve nanoteknolojisinde en büyük değer taşıyan yüksek ve sistemli düşünebilen insan beynidir .Üstün beyinleri kendi ülkesine çekebilme ve kullanma yarışı en az petrol elde etme yarışı kadar kıyasıya bir rekabettir ve bugün ülkemizde yabancı uyruklu okulların tamamına yakını kendi ülkelerine çekerek bizim ülkemizdeki yüksek değerde düşünebilen gençleri kendi üniversitelerinde kullanmayı sürdürmektedirler.Devlet bu konuda acil tedbirler üreterek gelecek nesillerimizin beyin göçünü durdurmalı ve dünya bilimine hizmet eden dünya vatandaşı konumundaki stratejik gücümüz olan gençlerimizi kendi nanoteknolojilerimizi kurma ve geleceğimizi hızla geri kazanma yolunda kendi ülkelerine hizmet eder duruma getirmelidir.
ÖZLEM AKŞİT